Ğaylân Bin Seleme Es-sekafi
Ğaylân Bin Seleme Es-sekafi - Seleme bin Muattıb'in oğlu olduğu bilinmektedir, Hz ömer'in halife olduğu dönemde vefat eden sahabe taif doğumludur, Doğum tarihi hakkında ise herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Ğaylân Bin Seleme Es-sekafi Kimdir ?

Baba Adı : Seleme bin Muattıb.

Anne Adı : Künne bint-i Sümâle bin Küseyre el-Ezdi.

Doğum Tarihi ve Yeri : Tarih yok, Tâif doğumludur.

Ölüm Tarihi ve Yeri : Hz.Ömer devrinin sonlarında vefat etti.

Fiziki Yapısı : Son derece yakışıklı, beyaz tenli, uzun boy-lu çok iyi bir şair di.

Eşleri : On tane hanımları vardı. Müslüman olunca altı tanesini boşadı, dört tanesi kaldı.

Oğulları : Âmir, Ammar, Nâfi’

Kızları : Bâdiye bint-i Ğaylan.

Gavzeler : Bilgi yok.

Muhacir mi Ensar mı : Hicret edemedi, ölene kadar Tâif’de oturdu.

Rivayet Ettiği Hadis Sayısı : Rivayeti var, sayısı belli değildir.

Sahabeden Kim ile Kardeşti : Bilgi yok.

Kabile Neseb ve Soyu : Ğaylân bin Seleme bin Muattıb bin Mâlik bin Kâ’b bin Amru bin Sa’d bin Avf bin Sakıf bin Münebbih bin Bekr bin Hevazin.

Lakap ve Künyesi : Bilgi yok.

Kimlerle Akraba idi : Abdurrahman bin Avf’ın kayınpederidır. 

Yaşamı Hakkında Ne Biliniyor ?

Yaşamı Hakkında Ne Biliniyor ?

Ğaylân Bin Seleme Es-sekafi Hayatı

Ğaylân bin Seleme, Sakıf kabilesinin ileri gelenlerindendir Tâif’te yerleşmişti. Tâif Muhasarası sırasında Müslüman oldu. kendisiyle birlikte çocukları Âmir, Ammâr, Nâfi’, ve kızı Bâdiye’de Müslüman oldular. Kendisi son derece de yakışıklı, beyaz tenli, uzun boylu şair bir adamdı. Müslüman olduğu sırada on tane karısı vardı. Resûlullâh (s.a.v) kendisine dört tanesini seçip diğerlerini boşamasını emretmişti. Bu zat, Hz.Ömer’in hilafetinin son yıllarında vefat etti. Kızı Bâdiye de babasıyla birlikte Müslüman olmuş ve Abdurrahman bin Avf ile evlenmişti.

Tanıyanlar Anlatıyor..

Tanıyanlar Anlatıyor..

Câhiliye dönemindeki Anıları

Câhiliye döneminde yaşadığı olayı İbn-i Hacer şöyle nakleder: Ebû Ömer der ki: Kisrâ’ya gelenlerdendir. Onun Kisrâ ile zarif bir mecarası vardır.

Ebû el-Ferec el-İsfahâni der ki: Bana, amcam anlattı bize, Muhammed bin Said el-Kerrâni, el-Amri, el-Atebi, babasından rivayet ederek dedi ki: Ğaylân bin Seleme, Kisrâ’ya geldi kral bir gün ona şöyle dedi: Hangi çocuğunu daha çok seversin. Şöyle cevab verdi: Büyüyünceye kadar küçük olanı, iyileşinceye değin hasta olanı, gelinceye dek ğurbette olanı daha çok severim Kral bu sözünden hoşlandı ve ona şöyle dedi: Kendi ülkendeki ğıdan nedir. Buğday ekmeği diye cevab verdi. Senin aklını gerçekten beğendim diye mukabele etti.

Kerrâni, el-Amri’den naklen der ki: Heysem bin Adiy, bu hikayeyi bundan daha açık bir tarzda rivayet etti, daha uzun bir şekilde anlattı, Ebû Süfyân, onlara şöyle dedi: Biz öyle zorba bir krala gidiyoruz ki, ülkesine girmek için bize kesinlikle izin vermez, bu yüzden ona güzel bir cevab hazırlayın,

Bunun üzerine Ğaylân şöyle dedi:Kazancın yarısı benim olmak şartıyla bu işi görürüm. Bunun üzerine: Evet, kabul dediler. Hemen Kisrâ’ya gitti, fevkalâde yakışıklıydı. Tercüman ona dedi ki: Melik, sana diyor ki: Ülkeme izinsiz nasıl geldiniz.

Şöyle cevab verdi: Biz senin düşmanlarından değiliz! Aleyhinde casusluk yapacak da değiliz! Sadece ticaret amacıyla geldik. İşine yararsa ticaret mallarımızı al, yoksa onları satmak için bize izin ver! Dilersen, mallarımızla geri döneriz.

Ğaylân, devamla dedi ki: Kralın sesini duydum, hemen hürmet maksadıyla yerlere kadar eğildim, Niye yerlere kadar eğildin diye sorduklarında, şu cevabı verdim: Yüksek sesle konuşulmayan bir yerde kralın sesini duydum da.

Kisrâ, onun bu davranışını beğendi. Minderinin onun altına serilmesini emretti. O, minder üzerinde üzerinde Kisrâ’nın resmini görünce, hemen alıp başına koydu.

Niçin böyle yaptın diye sorduklarından: Üzerinde kıralın resmini gördüm de onun üstüne oturmaktan haya ettim diye cevab verdi. Kisrâ bundan da hoşlandı. Sonra ona sordu: Çocukların var mıdır.

Evet diye cevab verdi. Peki hangisini daha fazla seversin  Şöyle cevab verdi: Hangi çocuğunu daha çok seversin.

Şöyle cevab verdi: Büyüyünceye kadar küçüğünü, iyileşinceye kadar hasta olanı, gelin-ceye dek dışarıda, ğurbette olanını, Sen, gerçekten hikmetten anlamayan bir kavmim hâkimisin dedi, ona ikram ve ihsanda bulundu.

Ebû Hilâl el-Askeri, bu rivâyeti Kitabu’l-Evâil’de senedsiz olarak, buradakinden daha uzun bir şekilde anıb şöyle dedi: Ebû Süfyân Sahr bin Harb, Kureyş ve Sakif’den oluşan bir toplu-luk içinde, Kisrâ’nın (İran) ülkesine ticaret amacıyla gitti. Üç mil kadar yürüdüklerinde Ebû Süfyân onları toplayıp şöyle hitab etti: Biz, bu yürüyüşümüzde tehlike içinde olabiliriz. Bizi izin verilme-dikçe Kralın ülkesine giremeyiz. Çünkü onun ülkesi, ticaret yaptığımız bir yer değildir. Hanginiz kervânıyla ona gider de öldürülürse biz onun kanın-dan mesul değiliz. İntikam almaya kalkışamayız. Eğer ğanimet elde ederse kazancının yarısını alır,

Bunun üzerine Ğaylan bin Seleme: Ben kervana yürürüm!”dedi ve şu şiirini okudu: Eğer Ebû Ğaylân, beni kendisine uyğun olmayan bir işle karşılaş-tığımı görürse, Mutlaka şöyle der; İstedi ve korktu. Sen aralarında hayatı seven ve korku içinde olan birisin. Ya şeref ve haysiyet peşinde olursun ya da para uğrunda helak olanlardan olursun.

Sonra kervan ile gitti. Kendisi beyaz tenli, uzun boylu, son derecede yakışıklı bir adamdı. Süslendi ve sarı renkteki iki elbisesini giydi. Kendi-sini gösterdi ve Kisrâ’nın kapısında oturdu. Nihayet Kisrâ ona, içeriye girmesi içi izin verdi. İçeriye girdi; fakat aralarında bir pencere vardı.

Tercüman dedi ki: Kral sana şöyle diyor: Seni izin almadan ülkeme girdiren şey nedir?”

Şu cevabı verdi: Ben, senin düşmanlarından değilim, casus da değilim! Sadece ticaret malları ile geldim, ticaret yapmak istiyorum. Eğer bu mallar ister- sen senin olsun. İstemezsen geri götürürüm dedi.

Böyle konuşurken Kisrâ’nın sesini duydu, hemen yere kapandı. Tercüman ona dedi ki: O sana, neden yere kapandığını soruyor, Şu cevabı verdi: Seslerin yükselemeyeceği bir yerde yüksek bir ses duydum. Bunu Kral’ın sesi sandım da onun için yere kapandım,

Kral, hemen teşekkür etti ve altına serilmesi için bir minder emretti. Minder üzerinde Kral’ın resmini görünce, hemen başına koydu. Bunun üzerine mabeyinci (aracı) şöyle dedi:Biz, bunu sana, sırf üstüne oturman için gönderdik!”

Şöyle cevab verdi: Biliyorum; fakat üstünde Kral’ın resmini görünce, onu azalarımın en kıymetlisinin üstüne koydum,

Şöyle sordu: Peki ülkende yemeğin nedir?, Ekmektir!”

Kral: İşte ekmekten meydana akıl budur dedi.

Ticaret mallarını, kıymetinden daha fazla para ödeyerek satın aldı. Onunla birlikte Tâif şehrine köşk yapacak kimseleri gönderdi. Böylece Tâif’te ilk köşk veya kale yapan o dur.

Müslüman Olunca Evliliği.

Müslüman Olunca Evliliği.

Ğaylân bin Seleme es-Sakafi, Müslüman Oluşu

İmam Ahmed İbn-i Hanbel der ki: Bize İsmail bin İbrahim anlattı: İshak bin Rahûyeh, Müsned’inde dedi ki: Bize İsâ bin Yunus, İsmail bildirdi, dediler ki: Bize Ma’mer, Zühri Salim, babasından şöyle rivayet etti:

Ğaylân bin Seleme es-Sakafi, Müslüman olduğu zaman nikâhı altın-da on kadın vardı. Resûlullâh (s.a.v), ona şöyle dedi: Onlardan dört tanesini seç, gerisini boşa!”

Ğaylân bin Seleme es-Sakafi, eşlerini Hz.Ömer’in hilafeti döneminde boşadı, mirasını çocukları arasında taksim etti: Ğaylân bin Seleme’den bazı hadis rivayetlerinin olduğu rivayet edilir.

Bu isnadla dedi ki: Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte bir sefere çıktık, iki ağacın yanından geçtik. Resûlullâh şöyle buyurdular: Ey Ğaylân, şu iki ağacın yanına git. Birisine emret de diğeriyle birleşsin ve bu sayede onları kendime siper yapayım!”(taharet yapmak için) Derken bir tanesi hemen yeri yararak çıktı ve öteki ile birleşti!”

Hz.Ömer’in hilafetinin son zamanlarında Taif’de vefat etti, Başka bir kaynakta ise şöyle anlatılır.

Ğaylân bin Seleme (r.a) Tâif doğumludur. Ancak, onun hangi tarihte doğduğu belli değildir. Geniş künyesiyle Ğaylân bin Seleme, bin Muattıb, es-Sekâfi dir. Dedesinin adı bazı kaynaklarda Şürahbil ve Muğis olarak kaydedilmektedir. Sakıf kabilesinin reislerinden olan Ğaylân, şiirleri, bilge kişiliği, ve hikmetli sözleriyle, ayrıca kabilesi içinde işlerini günlük proğ-ramlar dahilinde yürütmesiyle tanınmıştır. Haftanın bir gününde kendisine getirilen davalara baktığı, bir gün şiirle meşğul olduğu, diğer bir gün de develeriyle ilgilendiği söylenmektedir.

Sakıf kabilesi, Câhiliye döneminde Beni Amr bin Sa’saa kabilesiyle Tâif’te aralarında çıkan savaşı kumandanları Ğaylân sayesinde kazanmış-tır. Aynı dönemde, İran’ın idaresi altında bulunan Irak’a yapılan bir ticaret seferinde, aralarında Ebû Süfyan’ın da bulunduğu tüccar kafilesinin Kisrâ huzurundaki sözcülüğünü Ğaylân yapmıştır. Bu görüşmelerde çok hikmetli konuşması ve diplomatik tavırlarıyla kralı epey etkilemesi seyesinde izinsiz ticaret yapmak gibi bir suç işlemelerine rağmen cezalandırılmamışlardır. Hatta Ğaylân’ın ricası üzerine kral tarafından gönderilen bir mimar Tâif’te ilk defa bir kale yapmıştır.

Ğaylân bin Seleme Tâif Kuşatması’ndan sonra Hicri 9. Miladi 630 yıllarından sonra İslâmiyeti kabul etti. Müslüman olduğu sırada evli bulun-duğu on kadından altısını Resûlullâh (s.a.v)’ın emri üzerine boşadı. Âmir ve Ammâr adlı oğulları kendisinden önce, diğer oğlu Nâfi’ ile kızı Bâdiye ise onunla birlikte Müslüman olmuşlardır.

Kızı Bâdiye bint-i Ğaylân ise;daha sonraki zamanlarda sahabenin iler- de gelenlerinden Abdurrahman ibn-i Avf (r.a) ile evlenmiştir.

Ğaylân bin Seleme (r.a)’ın az sayıdaki şiirlerinin Ebû Said es-Sükkeri tarafından Câmi’u şi’ri Ğaylan adıyla bir divanda toplandığı rivayet edilir. Ebü’l-Ferec el-İsfahâni bu divandan elli beyit nakletmiş diğer bazı şiirleri de çeşitli eserler vasıtasıyla günümüze ulaşmıştır.

Müfessir sahabi Abdullah ibn-i Abbas (r.a): Elbiseni temiz tut, Meâlinde ki âyette sözü edilen elbise temizliğini Ğaylân’ın: Hamd olsun, ben ne facir elbisesi giydim ne de bir leke ile maskele-nirim!”şiirini şahid göstererek: Mânevi tahâret ve güzel ahlâk!”şeklinde yorumlamıştır.

Bazı kaynaklar: Bu Kûr’ân, iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi,

Mealinde ki âyette işaret edilen ve Mekkeli müşrikler tarafından ken-disine peyğamberlik verilmesi beklenen kişinin Ğaylân bin Seleme oldu-ğunu kaydeder.

Ğaylân bin Seleme (r.a) İslâmiyeti kabul ettikten sonra Medine’ye hicret etmeyip ölene kadar Tâif şehrin de kalmıştır. Hz.Ömer’in hilafetinin sonlarında Taif’te vefat etmiştir.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunlarıda görmek isteyebilirsin!