Ğalib Bin Abdullah El-leysi hayatı hakkında kısıtlı bilgilere ulaştık, Abdullah bin Misar'ın oğlu olarak bilinen sahabenin doğum tarihi hakkında bir bilgi bulunmamaktadır.
Ğalib Bin Abdullah El-leysi

Ğalib Bin Abdullah El-leysi Kimdir ?

Baba Adı : Abdullah bin Mis’âr.
Anne Adı : Bilgi yok.
Doğum Tarihi ve Yeri : Bilgi yok.
Ölüm Tarihi ve Yeri : Bilgi yok.
Fiziki Yapısı : Bilgi yok.
Eşleri : Bilgi yok.
Oğulları : Bilgi yok.
Kızları : Bilgi yok.
Gavzeler : Bedir sonrası bir çok seferlere katıldı.
Muhacir mi Ensar mı : Bilgi yok.
Rivayet Ettiği Hadis Sayısı : Rivayeti var, sayısı belli değildir.
Sahabeden Kim ile Kardeşti : Bilgi yok.
Kabile Neseb ve Soyu : Ğalib bin Abdullah bin Mis’âr bin Câ’fer bin Kelb bin Avf bin Kâ’b bin Amr bin Leys bin Bekr bin Abdimenat bin Kinâne el-Kinaniy el-leysi.
Lakap ve Künyesi : İbn-i Ubeydullah el-Leysi, el-Kinâni, el-Ley-si de denilir.
Kimlerle Akraba idi : Bilgi yok. 

Ğalib Bin Abdullah El-leysi Hayatı

Ğalib bin Abdullah el-leysi, Sahabenin yiğitlerindendi hangi tarihte ve nerede doğduğu ve öldüğü kesin olarak bilinmeyen ve hangi tarihte İslâmi-yete girdiği bizce meçhul olan aynı şekilde âile bireyleri hakkında da fazla bilgimiz olmayan bir zattır.
Kinâne oğulları’na mensub olduğu için Kinâni, onun alt kolları Leys ve Kelb kabilelerine nisbetle de Leysi ve Kelbi diye anılır. Hayatına dair fazla bilgi vermeyen kaynaklar, daha çok onun başarılı bir kumandan olarak katıldığı savaşlardan söz eder.

Bedir Ğazvesi’ne katılan Ashab-ı Bedir listesinde adına rastlanılma-maktadır. Ancak Resûlullâh (s.a.v)’ın Bedir Ğazvesı’nden döndükten bir hafta sonra Karkaratülküdr Ğazasından sonra Hicri 2. yılın on şevvalinde, Miladi 5 Nisan 624. yılının Nisan ayının beşinde Beni Süleym ve Ğatafan kabilelerine Ğalib bin Abdullah’ın kumandası altında bir seriyye gönderdi. Çarpıştılar. Müslümanlardan üç kişi şehid düştü. Mucahidler bir miktar hayvan ğanimet edinerek Medine’ye geri döndüler.

Ğalib bin Abdullah (r.a)’ın ismi ilk defa burada zikredilir.

Meyfaa Seferi: Hicretin 4. yılında Sâ’labe ve Enmar kabileleri Resûlullâh (s.a.v)’ile çarpışmak için toplandıkları haber alınınca Zatürrika’ya kadar gidilmişti. Medine yaylımındaki hayvanları yağmalamağa hazırlanan ve Muhammed bin Mesleme (r.a), kumandasındaki, on kişilik keşif birliğini Zülkassa’da kuşatarak şehid eden Salebe ve Uval Oğullarına, altıncı yılın Rebiülahir ayında Ebû Ubeyde bin Cerrah, Zülkassa’da baskın yapmışsa da onlar dağlara kaçışmışlardı.

Aynı yılda Cümadelahire ayında Zeyd bin Hârise’nin Tarif’de on beş kişilik keşif birliğini görünce Resûlullâh (s.a.v)’in büyük bir kuvvetle üzerlerine geldiğini sanarak kaçışan Salebe Oğulları işin böyle olmadığını anlayınca, Zeyd bin Harise nin ardına düşmüşlerdi.

Salebe Oğulları da Gatafanlardandı Uval Oğulları da Gatafan kabile-sindendi Gatafanlar ise Hayber Yahûdilerinin yardımına koşmuşlar, yardım-dan vaz geçmeleri için yapılan teklifi de red etmişlerdi. Uval ve Abd-i Sa’lebe Oğullarına tesirli bir ders sırası gelmişti. Resûlullâh (s.a.v)’ Ğalib bin Abdullah’ı yüz otuz kişilik bir askeri birlikle Uval ve Abd-i Sa’lebe Oğullarının üzerine gönderdi. Çoban köle Yesar, Küdr Ğazvesi’nde esir alınmış, Müslüman olunca Resûlullâh (s.a.v) tarafından azad edilmişti. Yesar Habeşli idi. Resûlullâh (s.a.v)’e: Yâ Resûlullâh (s.a.v)! Ben, Abd-i Sa’labe Oğullarını ansızın bastır-manın yolunu iyi bilirim. Onlara göndereceğin birliği benimle birlikte yolla demişti.

Meyfaa Seferi Mücahidlerin Klavuzuydu

Yesar böylece Meyfaa Seferi’nde mücahidlere kılavuz oldu. Yesar, Mücahidleri başka bir yoldan götürdü. Azıklar tükendi, Mücahidler açlık sıkıntısı çekmeğe hurmaları sayı ile bölüşmeye başladılar. Bütün bir gece yola devam ettikten sonra kılavuz Yesar hakkında yanlış zanna düştüler. Kendisinin gerçek ve sağlam Müslüman olmadığını sandılar. Sel sularının oymuş olduğu bir yere ulaştılar. Yesar orayı görünce tekbir getirdi, ve: Vallâhi umduğunuzu elde ettiniz şu çukuru geçinceye kadar yola devam ediniz dedi.

Mücahidler gizli bir duygu ve sezgi ile hiç konuşmadan ve ses çıkar-madan kara taşlık yerdeki tepeciğe kadar yürüdüler. Yesar arkadaşlarına: Sesini o cemaate işittirecek kadar gür sesli bir adam olsa da gidip bağırsa uygun görür müsünüz diye sordu.

Ğalib bin Abdullah: Ey Yesar! Ben, ve sen ikimiz gidelim. Gizlenmiş olarak onları çağıralım dedi.

Öyle yaptılar. Düşmanı gözleriyle görebilecekleri halkın çobanların ayaklarının tıkırtısını sağılan sütlerin fışırtısını duyabilecekleri bir yere kadar sokuldular. Acele, Mucahidlerin yanına dönüp hep birlikte geldiler. Düşmanın bir kabilesinin yakınına kadar ilerlediler. Birlik kumandanı Ğalib bin Abdullah, Mücahidleri öğütledi ve teşvik etti. Kaçanları yakalamak için izlemekten araştırmaktan nehy etti ve Mücahidlerin aralarındaki anlaşmaz-lık ve kırğınlıkları giderdi, ve şöyle dedi: Ben, tekbir getirince sizde tekbir getiriniz,

Hemen Tekbir getirdi. Mücahidler’de hep birlikte tekbir getirdiler. Hep birlikte saldırdılar. Meydanlarının ortasına vardılar. Düşmanların ileri gelenlerinden bazılarını öldürdüler. Ele geçirebildikleri davar, deve ve sığırları Medine’ye doğru sürdüler. Hiç esir alamadılar. Mücahidler o gece orada Meyfaa diye anılan bir suya da rastladılar.

Kedid seferi: Hicri sekizinci yılının sefer ayında vuku bulmuştur. Kedid, Mekke ile Medine arasında bulunan bir su ve sert topraklı oldukça geniş bir vadidir. Mekke’ye, Medine’den daha yakındır. Mekke’ye kırkiki mildir. Ûsfan’la, Emeç arasında’dır. Hicretin beşinci yılında, Resûlullâh (s.a.v)’i ve İslâmi-yeti ortadan kaldırmak maksadı ile toplanıb Medine’yi kuşatan Arab kabi-leleri arasında, Sakif ve sair kabileler ile birlikte Kinâne kabilesinden de bir çok âile toplulukları bulunuyordu.

Abd-i Menat bin Kinâne oğulları kabilesi

Abd-i Menat bin Kinâne oğulları kabilesi: Bekr, Amir, Mürre kabile-lerine, Bekr bin Abd-i Menat kabilesi: Leys, Düil, Damre, Ureye kolları-na, Leys bin Bekr, bin Abd-i Menat kabilesi: Âmir, Cünda’, Sa’d kolları-na, Âmir bin Leys kabilesi de: Kâ’b, Şic’, Kays, Utvare kollarına ayrılır. Beni Mülevvah bin Yâmerler’de, Beni Kâ’b, bin Âmir, bin Leys, bin Bekr, bin Abd-i Menat, Kinâneler dendi.

Demek ki, Beni Mülevvahlar, Beni, Leyslere, Beni Leysler de, Bekr bin Abd-i Menat, bin Kinânelere mensubtu.

Resûlullâh (s.a.v) Hudeybiye’de, kendisini sair Arab kabileleri ile başbaşa bırakmaları için Kureyş müşriklerine teklifte bulunmuş Kureyş müşrikleri ile on yıllık bir mütareke yapmıştı. Hudeybiye Musalahası sırasında Kureyş temsilcileri: Bizim bu yoldaki taahhüd ve şartlarımız bize katılacak olanlar için de aynen cari ve muteberdir,

Dedikleri zaman, Kinâneler den Bekr oğulları: Biz, Kureyşilerin akdine ve ahdine girdik. Biz Kureyşilerin yanın-dayız!”diyerek, Kureyşilere sığınmışlar emniyetlerini sağlamışlardı.

Kinânelerden Beni Leyslere mensub Mülevvah oğulları ise Muahede dışında kalmışlardı. Resûlullâh (s.a.v), büyük, küçük Arab olan, olmayan İslâm düşmanlarını, ehemniyet derecelerine göre te’dib etme hareketlerine başlamış bulunuyor, ve Mülavvahlara da bir darbe indirmek gerekiyordu.

Ashab’dan, Cündeb bin Mekisü’l-Cüheni der ki: Resûlullâh (s.a.v), Beni Kelb, bin Avflardan biri olan Ğalib bin Abdullah el-Leysi’yi bir askeri birliğin başında gönderdi. Ben de gidenle-rin içinde idim. Resûlulâh (s.a.v) Kedid’de oturan ve Beni Leyslerden olan Beni Mülevvahlar üzerine her taraftan ve birden baskın yapmasını ona emr etti. Ona emrini yazılı olarak verdi. Beni Mülevvahlar üzerine gönderilen İslâm askeri birliğinin mevcudu ondokuz kişi kadardı. Kedid Seferi’nde Müslümanların parolaları (Emit!Emit) sözleri idi,

Cündeb bin Mekis anlatmaya devamla der ki: Yola çıktık Kudeyd de bulunduğumuz sırada, Hâris bin Mâlik, bin Bersaü’l-Leysi ye rastladık. Kendisini yakaladık.

Müslüman Oluşu

Ben, Müslüman olmak istiyorum ve Resûlullâh’a gitmekten başka bir maksadla da yola çıkmadım dedi.

Ona: Eğer, sen gerçekten Müslüman biri isen, bir gece, bir gündüz iple bağlanmak, sana zarar vermez. Eğer bundan başka türlü isen, senden emniyette kalmış bulunuruz!”dedik. Onu, bir iple sıkıca bağladık.

Sonra arkadaşlarımızdan birisini (Vakidi’ye göre: Süveyd bin Sahr’ı) onu beklemek üzre arkada bıraktık. Eğer, sana karşı düşmanlığa ve ğalebe çalmağa kalkarsa başını kes! Dönüb, sana uğrayıncaya kadar da burada onunla birlikte otur!”diye emir verdik.

Sonra, yolumuza devam edip güneş battığı sırada Kedid’e vardık. Vâdi’nin bir köşesine sindik. Arkadaşlarım, beni casus (gözcü) olarak Beni Mülevvahlara gönderdi. Gittim. Su başlarında oturan cemaatın üzerine çıkaran tepeciğe kadar ilerledim. Orada, bir müddet, etrafa göz gezdirdim. Tepeciğin en yüksek noktasına kadar yükseldim. Tepe üzerinde yüzü koyun yatıp su başlarındaki cemaatı gözetlemeğe başlamıştım ki vâllahi, Beni Mülevvahlardan bir adam, gölgeliğinden çıkıb karısına: Ben, şu tepeciğin üzerinde bir karartı görüyorum ki bu günümün başında, ben onu hiç görmemiştim. Bir de sen bak ona! Gözlerinle araştır bakalım bir şeyler görebilir misin? Orada, köpekler bazı şeyler tutup çekiştiriyor olmasın dedi.

Kadın baktı: Hayır! Vallâhi, ben, gözlerimle bir şey araştırıyorum, fakat hiçbir şey göremiyorum dedi.

Adam: Bana yayımı, iki okla birlikte getir ver dedi.

Kadın, yayını iki okla birlikte ona götürüp verdi. Adam, bir ok attı. Vallâhi, hiç şaşmadan böğrüme saplandı. Oku, çıkarıp yere bıraktım. Yerimden hiç kımıldamadım. Adam, ikinci oku attı. Omuzumuzun başına saplandı. Onu da çıkarıp yere bıraktım. yerimden hiç kımıldamadım.

Adam: Eğer, canlı, kımıldar bir hayvan veya yabancı bir kavmın casusu, gözcüsü olaydı, muhakkak kımıldardı. Oklarım, onu, karıştırdı, alt üst etti. Sen, başarabilirsin. Sabaha çıkınca, git oklarımı araştır, bul, al getir! Köpeklerin etini çiğnemek, bana gerekmez!”dedi. Sonra çadırına girdi.

Beni Mülevvahların deve ve davar gibi yaylım hayvanları yaylımdan döndüler. Beni Mülevvahlar, sütlü davarları sağdılar. Develeri suvarıp su başına ıhdırdılar. Onları, bir müddet, kendi hallerine bıraktık. Sükünete erince, uykuya daldılar. Seher vakti girmişti. Süvarilerimizi dağıtıp birden bire her taraftan onlara baskın yaptık.

Beni Mülevvahlar dan çarpışanları öldürdük çocukları esir aldık. Develeri davarları iğtinam ederek acele döndük. Medineye doğru inip giderken, Beni Mülevhalar’ın imdad diye bağırıcısı onlara doğru koşarak gitti. Beni mülevvahlar dan büyük bir topluluk bize doğru gelmeğe başladı. Hâris bin Bersâü’l-Leysi’ye ve arkadaşına uğrayıp onu ve arkadaşımızı yanımıza aldık.

Beni Mülevvahlar, bize yetiştiler. Çok yaklaştılar. Onlarla aramızda ancak Kudeyd vâdisi vardı. Bize doğru baktılar ve yöneldiler.

Yüce Allâh Kudeyd Vaâdisi’nde Müslümanların imdadına yetişti. Vâdiye hiç görmediğimiz, bulutsuz ve yağmursuz büyük bir sel gönderdi. Vallâhi, o gün, selden önce, ne bir bulut, ne de yağmur gördük! Vâdi’nin iki yanı su ile doldu. Sel onlarla aramıza engel oldu. Hiç birinin seli geçip yanımıza gelmeğe gücü yetmedi.

Beni Mülevvahlar’ın, o gün sadece durup bize bakıştıklarını gördüm. O sırada, biz, Küdeyd vâdisi’nin üzerindeki Müşellel tepesine sığınmıştık. Beni Mülevvahlardan aldığımız ğanimet develerini hızla sürüp götürürken, onlardan hiç biri seli geçmek, peşimize düşmek imkânını bulamadı. Onları geride bırakıb gittik. Nihayet, Medine’ye geldik,

Mürre Seferi:

Hicretin sekizinci yılı sefer ayında, Resûlullâh (s.a.v) tarafından Beni Mürre Seferi’ne Fedek tarafına görevlendirmiştir. Seferin mavkii Fedek tir. Fedek, Şam’ın Hicaz bölgesinde, ve Hayber tarafındadır. Fedek, Hicaz kariyelerinden olup, burada, sular fışkıran ve hurma bahçeleri bulunan bir yerdir. Buraya Hz.Nuh’un torunu, Fedek bin Ham, gelip ilk konan kimse olduğu için Fedek ismi verilmiştir.

Hicretin 5. yılında, Resûlullâh (s.a.v)’i ve İslâmiyeti yok etmek için Kureyş müşriklerinden Ebû Süfyan bin Harb’in kumandası altında gelip Medine’yi kuşatan on bin kişilik ordunun dötyüz kişisini Hâris bin Avf’ın kumandası altında Mürre Oğulları teşkil etmişlerdi. Mürre Oğulları, Fedek ile komşu idiler. İşleri, güçleri ora ile olurdu.

Resûlullâh (s.a.v) Hicretin 7. yılında şaban ayında otuz kişilik bir birliği Beşir bin Sa’d’ın kumandası altında Mürre Oğulları’na göndermişti. O sıralarda, Mürre Oğulları, susuzluk yüzünden kışlık vâdilerine çekilmiş bulunuyorlardı.

Beşir bin Sa’d, Mürre Oğulları’nın, orada bulabildikleri davar, deve ve sığırlarını iğtinam ederek onlara bir darbe indirmek istemiş, Medine’ye doğru yol almaya başlamıştı. Bunu haber alan Mürre Oğulları, Medine’ye yönelen İslâm birliğinin arkasından pek çok sayıda adamlar koşturmuşlar, geceleyin İslâm birliğine baskın yapmışlar, sabaha kadar Beşir bin Sa’d’ın arkadaşlarını şehid etmişler. İçlerinden yalnız, Ulbe bin Zeyd ile şehidler arasında bayğın bir halde bulunan Beşir bin Sa’d kurtulabilmişti.

Resûlullâh (s.a.v), Beni Mürreleri tenkil için 200 kişilik bir asker birliği hazırlayıb, Zübeyr bin Avvam’ a: Beşir bin Sa’d’ın arkadaşlarının şehid edildikleri yere kadar git. Allâh, seni, onlara Muzaffer kılarsa, içlerinden hiçbirini sağ bırakma!”

Buyurmuş, Kendisine bir bayrak bağlamıştı. O sırada Ğalib bin Abdullah el-Leysi, Kedid’de Beni Mülevvahlara başarılı bir baskın yaptık-tan sonra Medine’ye gelince, Resûlullâh (s.a.v) Zübeyr bin Avvam’a: Sen burada otur kal!”buyurdular.

Zübeyr bin Avvam için bağladığı bayrağı Ğalib bin Abdullah’a verdi. O’nu, 200 kişinin başında Fedek’te Beni Mürrelere yolladı. Üsâme bin Zeyd, Ebû Mes’udu’s-Sekafi, Ukbe bin Amr, Ucre, Huvayyısa, bin Mes’ud ve Fedek’te Beni Mürrelerin elinden canını kurtarmış bulunan Ulbe bin Zeyd de gönderilen bu birliğin içinde idiler. İslâm Mücahidlerinin Fedek Seferi’nde parolaları “Emit, Emit” sözü idi.

İslâm Mücahidleri, Fedekte, Beşir bin Sa’d’in ve arkadaşlarının vuru-lub düştükleri yere kadar vardılar. Beni Mürrelere yaklaştılar. Ğalib bin Abdullah, Beni Mürrelerin konak yerlerini keşfetmek üzere Ulbe bin Zeyd’i on kişilik casus birliğinin başında ileri gönderdi.

Bunlar, Beni Mürrelerden bir cemaatın konak yerlerini keşfe muv-affak olduktan sonra dönüp gördüklerini Ğalib bin Abdullah’a bildirdiler. Ğalib bin Abdullah, Beni Mürrelerin geceleyin gözle görebilecekleri bir yere kadar Mücahidlerle birlikte ilerleyib orada durdu. Beni Mürreler davarlarını sağdılar, Develerini suvarıb su başına ıhdırdılar. Kendileri de ishirahata çekildiler.

Ğalib bin Abdullah, ayağa kalkıb Cenab-ı Hakk’a layık olduğu şekil-de hamd-ü senâda bulunduktan sonra şöyle dedi: İmdi, ben, size, bir olan, şeriki ve naziri bulunmayan Allâh’ın emir-lerini yerine getirmeyi, yasaklarından sakınmayı, bana da itaat etmenizi ve karşı gelmemenizi, hiç bir işte bana aykırı davranmamanızı tavsiye ederim! Çünkü, ancak rey ve görüş sahibi olmayan kişiye itaat olunmaz. Bana itaatsızlık etmeyiniz. Çünkü, Resûlullâh (s.a.v): Benim kumandanıma itaat eden, bana itaat etmiş, Ona itaatsızlık eden de, bana itaatsızlık etmiş olur buyurmuştur.

Binaenaleyh, siz, ne zaman, bana itaatsızlık ederseniz, Resûlullâh’a itaatsizlik etmiş olursunuz!”

Ğalib bin Abdullah, konuşmasını bitirdikten sonra Mücahidleri: Ey filan! Sen filanla… Ey filan! Sen filanla…arkadaş ve kardeşsin! Herkes, arkadaşından ayrılmayacaktır! Sizden biriniz, yanıma geri dönünce ona: Arkadaşın filan kişi nerededir diye soracağım, sakın:Ben, bilmiyorum!”demeyesiniz diyerek birbirlerine arkadaş ve kardeş yaptı.

Mücahidler, Beni Mürrelere baskın yapmak üzere hazırlandılar. Beni Mürrelerin konak yerlerini iyice gördüler. Beni Mürreler, deve ve sığır-larını sulayıp dinlenmeye başlamışlardı.

Galib bin Abdullah, Mücahidlere: Ben, tekbir aldığım zaman, sizde tekbir alınız dedi.

Hemen Tekbir aldı. Mücahidlerde tekbir aldılar, kılıçlarını sıyırdılar. “Emit! Emit!” Diye bağırarak sabahleyin erkenden baskın yaptılar. Beni Mürrelerin erkekleri, Mücahidleri karşıladılar. Mücahidler’de, onları iste-dikleri gibi kılıçtan geçirdiler. Beni Mürrelerden bir çokları öldürüldü.

Beni Mürelerin kadın ve çocukları esir edildi. Bir çok deve, sığır ve davar ele geçirildi. Her Mücahide onar deve veya bir deveye on davar hesabı ile yüzer davar düştü.

Kumandan Galib bin Abdullah:Üsâme bin Zeyd, nerede kaldı?”diye sordu.

Geceden bir kısmı geçtikten sonra Üsâme bin Zeyd, geldi. Galib bin Abdullah, onu en ağır bir biçim de kınadı. Ve:Sana, ne dediğimi bilmiyor musun?”dedi.

Üsâme bin Zeyd:Ben, bana son derece de kızan, bir adamın peşine düştüm. Kendisine yaklaşıp kılıcımı kaldırdığım zaman: Lâ ilâhe illâllâh!” diyerek tevhit kelimesini söyledi”dedi.

Ğalib bin Abdullah:Kılıcını kınına soktun mu diye sordu.

Üsâme bin Zeyd:Hayır! Vallâhi, boyun damarını kesmedikçe, geri durmadım!”dedi

Kumandan ve Mücahidler: Vallâhi, sen, buyrulmadığın kötü bir iş yaptın; Lâ ilâhe illâllâh diyen bir adamı öldürdün dediler.

Mirdas bin Nehik

Üsâme, yaptığına çok pişman oldu. Elleri yanlarına düştü. Üsâme bin Zeyd’in, müşrik sanarak öldürdüğü kişi, Cüheynelerin Huraka kolundan Mirdas bin Nehik idi. Beni Mürrelerin Müttefik’i idi. Mirdas bin Nekih’in, Fedek’de yerleşmiş Beni Mürrelerden olduğu da rivayet edilir. Fedek halkından, bundan başkası Müslüman olmamıştı. Galib bin Abdullah, İslâm mücahidleri ile oraya gelince, Fedekliler, hep kaçmışlar. Mirdas bin Nehik ise, Müslümanlığa güvenerek kaçmamıştı.

Üsame bin Zeyd der ki: Adamı öldürdüğüm zaman, içimde son derecede üzüntü duydum. Medine’ye gelinceye kadar, üzüntümden yemek yiyemedim. Resûlullâh (s.a.v)’in yanına varınca hadiseyi kendisine haber verdik.

Resûlullah (s.a.v):Ey Üsâme! Demek sen, sana Lâ ilâhe illâllâh demiş olan bir adamı öldürdün ha?! Demek o, Lâ ilâhe illâlâh! dedi. Sen de Onu öldürdün ha?! Demek o, Lâ ilâhe illâllâh! Dedikten sonra, onu öldürdün ha buyurdu.

Yâ Resûlallâh! O, bunu, ancak silahtan korktuğu için söylemiştir. Buna, öldürülmekten kurtulmak için sığınmıştır dedim.

Resûlullah (s.a.v): Bâri, adamın kalbini de yarsaydın, bu sözü doğru mu yalandan mı söylediğini de öğrenseydin ya?!” buyurdu.

Bunu, bana, o kadar tekrarlayıp durdu ki, keşki, o gün, yeni Müslü-man olmuş, o günden önce Müslüman olmamış ve o adamı ben öldürme-miş olsaydım diye temenni ettim.

Yâ Resulallah! Ben, artık, hiçbir zaman, Lâ ilâhe illâllâh diyen kimseyi öldürmemek üzere Allâh’a yemin ediyorum dedim.

Resûlullah (s.a.v): Ey Üsâme! Benden sonra, diyeceksin buyurdu. Ben de: Senden sonra dedim.

Resûlullâh (s.a.v)’in Üsâme’ye:Onun kalbini yarıp da içine baktın mı?” diye sorduğu,

Üsame’nin de: Yâ Resûlallah! Onun kalbi, ancak cesedinden bir et parçasıdır. Onu yarıp da, içinden geçeni nasıl anlayayım?!”dediği de rivayet edilir.

Resûlullâh (s.a.v)’ın Mekke’nin fethinde yol güvenliğini sağlamakla görevlendirilen Galib bin Abdullah (r.a)’ın Hz.Ömer devrinde Kadisiye Savaşı’nda çok önemli yararlıklar gösterdiği ve Hürmüz’ü öldürdüğü, Muaviye döneminde ise Ziyâd bin Ebih tarafından Hicri 48 Miladi 668 yılında Horasan’a vali tayin edildiği el-İsabe gibi birçok İslâmi kaynaklarda zikredilmektedir. 5

Ğalib bin Abdullahu’l-Leysi (r.a)’ın hayat serüveni hakkında bundan fazla bilgi bulunmamakla beraber, onun âile bireyleri hakkında, varsa rivayet etmiş olduğu hadisler hakkında, ve geri kalan hayatı ile ilgili nerde ve ne zaman hangi tarihte vefat ettiğine dair elimizde bundan fazla hiçbir bilgi yoktur.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)